Maç sonrası dün birşeyler yazmıştım ama yarım kaldığında yazıyı kaydettiğim usb bellek ortadan kaybolunca foruma koyamadım. Şimdi buluverdim, maç üstünden az zaman geçtiyse de bu kadar şey yazmışken kopyalamadan bırakmayayım bari
Haftasonunun Caferağa mesai kısmı beklediğimiz gibi kalabalık ve sıcak bir ortamda geçiverdi. Maçtan 1.5 saat önce salonun önünde oluşmaya başlayan kuyruklarda ailece gelmiş olan çok kişi göze çarpıyorduysa da, futbol maçı öncesi aslan terbiyesine uğrayanlarda çoğunluktaydı. Ben gittiğimde dışarda bilet kuyruğunda 70-80 kişi vardı, o süreçte gişeye doğru ilerledikçe bu kuyruk sürekli artmaktaydı.
- Maç öncesi bahsettiğimiz pembe bilet mi yoksa turuncu bilet mi meselesini de görüverdik ki bendeki bilet turuncuyken, 10 dakika önce bilet alan arkadaşta pembeydi, girişte bir sorun olmuyormuş.
- Bilet alıp salon dışında bekleşen tanıdıklarla falan muhabbet ederek zaman geçiriyorduk ki Mehmet Baturalp'ın geldiğini gördüm, ama neredeyse kayıp düşecekti, neyseki salona sağlam girdi maç sırasında yaptığı yorumları taraftarımızından esirgememiş oldu.
- Biraz daha zaman geçtikten sonra takımlar ısınmaya başlamıştır artık diye içeri girelim dedik. Salonun bağıran taraftarlarla dolup taşacak olan sol tarafı henüz yavaş yavaş dolmaktaydı, ama salonun sağ yarısı ise oturacak yer bulup maç izlemeye gelenlerin erken davranmasıyla daha dolu gözüküyordu. Zaten maç saatinde ne oralarda ne diğer tarafta yer bulmak imkansızdı. Taraftarlar koridorlara, merdiven boşluklarına falan taştılar.
- Salona girildiği gibi karşımıza çıkan setin oradan ısınan oyunculara bakıyor aramızda konuşuyorduk, güvenlik görevlisinin biri damlayıverdi, lütfen koridoru boşaltalım,burada bekleme yapmayalım. Yahu şimdi dursak ne olacak,zaten birazdan göreceksin dolduğunda boşaltabilecekmisin buraları dedik.
- Alt tribünde taraftarların blok halde durduğu kısım maçtan çok önce dolmuştu,herkes oturarak bekliyordu. Bende biraz üstteki Barış ağabeylerin arkasına geçtim. Oturmamla ikram ettiği çikolata için tekrar teşekkürler

Gerçi orada genel taraftar kılığına göre daha ciddi gözüken tarzlarıyla sanki oyuncu izlemeye gelmiş spartak moskova menejerleri gibi dikkat çekiyorlardı
- Zaman ilerledikçe çalınan müzikler vs. derken taraftar havaya sokulmaya başlandı. Sahadaki yabancıları sayıp, vip tribünde Matee'nin sivil kıyafetlerle yanında birkaç yaşlı siyahi adam ile oturduğunu görünce kadrodan tribüne çıkanın o olduğunu farkettim.
- Bizim takım ısınmalara daha önce başlamıştı, rakip salona girince büyük bir uğultuyla karşılandı. Biraz sevgi! ifadeleri yapılmaktaydı ki müzik sistemleri hemen volume up oluverdi. Işıl'da ısınanlar arasındaydı ve şut atıyordu, açıkçası oynatmayacaklarını zannettiğimiz birini neden getirdiklerini sorgulamaya başladık.
- Ardından bir anons ile İstanbul şampiyonu Fenerbahçe altyapı oyuncuları sahaya davet edildiler. Bütün salondan kopan alkışlar eşliğinde sahaya dizildiler. Çok kalabalık olduklarından isimlerinin okunması da çok uzun sürdü, şampiyon sesleri arasında alkışlar bitmiyordu ama bir anda üst taraflardan yükselen kaşar kaşar ışıl seslerini yadırgadım. İki dakika daha sabredemediler, genç kızların ödüllerini alıp gitmesini bekleyemeden sanki iki saat boyu yapamayacaklarmış gibi makarayı o esnada girmeye başladılar.
- Gençler sahadan ayrılınca ısınmalarda şut düzenine başlayan takım oyuncularımız teker teker isimleriyle çağırılmaya başlandı. Nevriye, Birsel, Esmeral gibi yerli oyunculardan alkışlarla karşılık geldi ama yabancı oyunculardan Penny ve Nicole ya bizim onlara seslendiğimizi telaffuzdan anlamadılar ya da çok konsantreydiler. Tammy ise tezahüratlara büyük gülümsemesiyle selam verdi.
- Maç saati yaklaştıkça tribün iyice kalabalıklaştı. Yeni gelenlerde ışılı gördükleri gibi peynir sevgilerini hatırlatmaktan geri kalmıyordu. Zaman zaman hoparlörlerden yükselen müzik bu seansları kesiyordu. Hatta Cenk Renda salon dj yanındaki yerinden müziğin kesilmesini isteyen taraftarla tartışıyordu.
- Voleybol maçında konuştuğumuz gibi Gordan Giricek arkadaşıyla maça geldi, Cenk Renda'nın yanında en köşede oturdular. Maç boyu bazen sahaya etrafa bakmakla, bazende telefonunu kurcalamakla meşgul oldu. Onların oturduğu yere göre biraz daha sağda, tam pota arkasına denk yerlerde erkek voleybol takımımızdan Emre Batur'u da gördüm. Salonda Giricek farkedildiyse de o pek farkedilmedi.
- Zaman zaman tezahüratlar girilerek, zaman zaman da rakibe olan sevgisini belirterek maçın başlamasını bekleyen taraftarlar eski koç zaferi de hatırlayıp, zafer pabucu yarım çık dışarıya oynayalım diye bağırmaya başladı. Takımı ısınmaya çıktığından beri ortalıkta pek gözükmeyen zk duyduğu tezahüratlarla güleryüzlü vaziyette elleriyle selamlar gibi kapıdan giriverdi. Meğersem soyunma odalarına gidilen kapının orada saklanıyormuş.
kollar yuvarlak şeklinde i.. i.. zafer sesleri sonrası Feneri satanı bizde satarız vb. tezahüratlarla hoşgeldin karşılaması yapıldı.
- Bunları bastıracak şekilde en üst taraflardan son zamanlarda yapıldığı belli olan bir beste yükselmeye başladı. Sanırım Kayahan'ın gönül sayfam diye bir şarkısı vardı onun melodisine benziyordu. İlk başlarda çoğunluk bilmediğinden sözler tam söylenemediyse de alkışla melodi kısmına herkes katılınca verdiği coşkuyla hoşuma gitti, yakın zamanlarda tekrar edildikçe stadta değilse bile salonlarda tutacak yeni bir kalabalık salon tezahüratımız daha oluverdi.
Dilimde şarkıların gündüz gece
Deli gibi aşığız Fenerbahçe
Bu dünyayı yakarız senin için
Şampiyonluk gelince
lalalalay lalay lalay... diye alkışlarla dönüyordu
Stadtaki ortama göre daha kolay ve keyifli tribün yapılabildiğinden, son yıllarda artık salonlarda öğrenilip söylenebilen o kadar çok beste oldu ki, kalabalık düzeydeki maç günleri maç süresi yetmiyor, maç öncesi, maç sonrası dahi tezahürat edilerek geçiriliyor. Ama buradaki ince ayar maç öncesi çok yorulmamak, maç sırasında da sahadaki oyunun gidişatına göre bilinçli davranıp işi kıvırabilmekte. Taraftar maça girdiği gibi devam etmekte inatçı olsaydı dün açılmakta olan farkı kapatmada takıma bir yardımımız olmazdı.
- Salon merdivenleriyle falan tıklım tıklım dolmuş ve maç saati gelmişti. Takım kadroları anons edilmesi ardından ellerinde çiçek buketlerini ön bloktaki taraftarlara atıverdi. Hoparlörlerden klasik marş yüklemeleri yapılıyorken , tribünden ise gene ışıla ve gsye yönelik sataşmalar başladığı bir esnada yeni nesil tribün lideri güdümlülerinden bogaz hooligans atkılı -son voleybol maçında da sete çıkan, hatta spartak maçındada salonda olduğunu gördüğüm- biri içeri girmesiyle birlikte noluyor lan,ayıptır ya, yakışıyormu falan diye bağırıp yukarılara hey hey o taraf falan diye dalıverdi. Sonra gene önümüzdeki set kısmına gelip elinde telefonuyla etrafa reis aradı böyle söyledi diye laf anlatmaya başladı. Arka tarafımdaki 30yaş üstülerden bu gs derbi maçı ya,nasıl küfür olmaz diye ona çıkışanlar olunca, bu sefer " yaa öyle mi, ne güzel, galatasaray maçı diye geliyorsunuz, küfürler ede ede gidiyorsunuz, sonra 6 ay cezaları alan, para cezalarını yiyenler bizim abiler oluyor" diye şeklini de koyuverdi. Bu sefer ona kızanlar başkana yıllar içinde tribünleri bu hale getirdiği için veryansın etmeye başladı.
- Bu şekilde bir anda haklı yada haksız da olunsa bu tavırlarla ortamın içine edilmesiyle tribünde bir soğukluk oluverdi. Tribünleri oradan idare ederek birdenbire milyonlarca gibi birkaç şey girmeye çalıştılarsa da yarım yamalak katılımlar oluverdi. Artık maç başlayacaktı ve salona hala girişleri olduğundan koltuklardaki sıkışıklıklar artmaktaydı. Yukarıya doğru bakınca ise kalabalık ayakta ve merdiven yoluda kapalıydı. Ama her zaman bağıran taraftarların yer alıp pankartta astıkları balkon gibi görüşü olan üst set kısmında birkaç aile, yaşlılar falan çok erken gelip oturmuşlardı.
- Ortamdaki nahoşluktan sonra bazı ağabeyler yerlerini değiştirip yukarıya doğru kalabalık içinde kayboldular. Bende iki gündür voleybol maçına gidip bugün sesimin yetersiz olmasından pek faydam olmayacağı için orada kalabalık içinde boşuna yer kaplamayayım dedim. Zaten maç başladığı gibi çok kötü girmiştik ve fark açılırken dahi sahadaki oyundan alakasız şekilde bağırmaya çalışan çocuklarla tezahürat edilecek gibi değildi. Sesim iyi çıkmıyorsada bari yuhlarım diye, 5 dakika sonra tam saha baskıya dönme kararı aldığımız o ilk mola sırasında yerimden ayrılıp hemen giriş çıkış koridorunun sağ tarafındaki merdivenlerdeki boş alana gidiverdim. Burada üst taraftakilerin görüşünü kapatmamak için sık sık güvenlik uyarılarıyla demir parmaklıklara yarım yamalak yaslanarak bir vaziyette maça bakmaya başladım.
- Fark olağandışı bir şekilde açılıvermişti. Fakat bu takımı biraz takip edenlerin içinde o dakikalarda maçı kaybederiz gibi bir düşünce hiç olmamıştır bile. Geçen senelerde de böyle maçlarımız olmuştu. Tam saha baskıya başlamamızla beraber neyseki tribünün bilinçli olan kesmi de oyuna katılmaya başladı. Yuhlamalar ıslıklar arasında kurduğumuz sağlam baskıda sık sık top kayıplarına zorlayıp farkı eritmeye başladık. Tribünün sol üst köşeside top bize geçene kadar tezahüratların sürekliliğini sağlamaktaydı. Top bize geçtiği gibi alt kısımında onlara katılmasıyla coşku artıyordu. Oyuncularımız da işlerini iyi yaptıklarından maçın ilerleyen sürecinde aynı coşkuyla devam edip devre sonunda da öne geçişimizi kutladık.
- İlk periyot bitiminde bu boğaz holiganı genç kardeşimiz herhalde vaziyetten memnun değildi ki, yerinden ayrılıp koridordan çıkıp gidivermişti. Her neyse ortam bu kalabalıkla birlikte çok sıcaktı ve devre arasında herkes dışarıya dökülüverdi. Lavaboya gidip geri dönüp biraz maç gidişatıyla ilgili değerlendirmeler yapmaya başladık. Sonra merdivendeki yerime döndüğümde orasının da iyice kalabalıklaştığını gördüm. Polisler buralarda durmayın dediyse de,salonda başka yer mi kaldı diye çıkıştık, sonra ikinci devre başladı. Bu seferde makyajlar içindeki bayan polisler koridora yığılıp yavaştan merdivenlere doğru yer kaplamaya başladılar. Tabii ki o boylarıyla maç seyretmek için biraz daha üstlere çıkmaları gerekiyordu. Güvenlik görevlileri, polisler falan maç izlemeye gelmişlerdi sanki. Onlar böyle yapınca merdivende duran taraftarlar olarak bizde artık eğilip bükülmeden izlemeye başladık. Arkalarda bağıran taraftarların hemen dibinde en güzel yerde, setin orada oturarak maç izleyen amcaların huzurunu bozduk. Şikayet etmeye başladılarsa da kimse iplemedi. Sahada oyuncular coşmaktayken , tribünde coşmuşken artık onları dinleyen yoktu.
- Uzun bir süre daha ıslık-tezahürat şeklinde takımın oyununa göre vaziyet alınırken fark gittikçe açılıverdi. İnanılmaz bir savunma yapılıyor, rakip uzun süredir sayı atamıyordu. Hakemin her tereddütlü kararında salondan büyük itirazlar kopuyordu.
- Son periyot içinde artık yavaştan makaraya da başlanıverdi. Bir zamanlar kral idi Mısıra,şimdi kaldı çorap ile hasıra, suyumuzu kaynatalım zaferide oynatalım, sen oyna zafer sen oyna sesleri eşliğinde çaresizlikten kıvranan zk ile uğraşmaya başladık. Kaşar ışıl ile o kadar uğraşıldı ki bir mola esnasında dayanamayıp taktik için toplanan takımından bir kaç adım ayrılıp tribünlerin bizim olduğumuz sol tarafına doğru bakarak işaret yapmaya başladı. Kulaklarını mı işaret ediyordu, bana mı diyorsunuz sizi dinlemiyorum umrunda değilsiniz falan gibisinden birşey çıkıyordu vücut dilinden ama mesele o raddeye geldiğine göre ne kadar moralinin bozulduğu belliydi. O komik surat ifadesi ile ,takım menejerleriyle birlikte hakemlere de birşeyler söylemeye başladılarsa da tribünler daha yüksek bir sesle orta parmaklarla ona doğru kaşar ışıl diye bağırıyordu. Hakemler ise yapacak birşey yok gibisinden onları savsaklayıp oyunu başlattılar.
- ışılın iyice pısırık bir halde yerine oturmasıyla kudur kudur diye bağıran tribün ışıl-zafer elele hepberaber tribüne dedikten sonra ışıl gelmezse küfür ederiz diye makaraya devam etti. Söyle zafer söyle ne oldu... ,satılmış zafer beter ol beter, sallasana sallasana mendilini i... zafer kurtarsana..., Fenerbahçe koy oley ooo zaferede koy oley ooo ışılada koy oley ooo , ...koyduk mu, 60-70-80-90 cimboma(zafere-ışıla) bir koysam , fincanı taştan oyarlar..., işte böyle her sene böyle....,
falan diye klasik işler yapıldı. Kimi zaman yan tribünde oturarak maç izleyen seyirciler fazla abartılı küfürleri sansürlemeye çalışıyorlardı. Açıkçası ne kadar çabalansa da bu tip maçlar ailece gelenlere pek müsait bir ortam olmuyor. Geçen seneki kadar sık sık koro halinde en ağır seviyede küfürlere girilmediyse de bugün de hiç küfür olmadı denemez. Sahaya atılan yabancı madde ise hiç olmadı.
- Maç sonu 20 saniye kala spikerinde anonsu ile tüm salon takımı alkışlamaya davet edildi, o esnada tribünde şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden söylenmekteydi. Oyuncuları süreyi tüketip birbirlerini tebrik etme faslına başlamıştı ki, ışılın dünyadan kopuk vaziyette başı önde hemen soyunma odası yolunu tuttuğunu gördük.
- Takım taraftar önünde toplanıp alkışlandıktan sonra protokoldeki başkan ve yöneticileri tebrik turuna başladılar. Oradan soyunma odasına gidenler arasından daha sonra Nevriye ve Birsel röportajlar için tekrar sahaya dönünce onlara tezahüratlar devam etti. Bu arada Haydar Kemal Ateş diğer tarafta başka bir kanala röportaj veriyorken, tribünden çağırılmaya başlandı. Haydar Hoca buraya yumruk havaya sesleri arasında koşa koşa tribüne doğru gelen hocamız ellerini kulaklarına doğru tutarak geldiğinden ooo sesleri yükseliverdi. Ama ben bilmem öyle şeyleri falan diye sadece alkış yaparken, ön taraftaki taraftarlarımızla birbirlerine sarılarak kucaklaştılar. Tribün seviyoruz seni seviyoruz diye inlemekteydi.
- Salon yavaştan boşalmaktaydı, diğer tarafta soyunma odasına gidip arkadaşlarını kutlayıp sahaya dönen Matee Ajavon, hala protokolde diğer yöneticilerle oturup sohbet eden başkan tarafından yanına çağırıldı. Matee ile el sıkışıp sohbet etmeye başladılar. Sonra arkasından gelen Didem Akın'da onlara katıldı, tercüme mi ediyordu anlayamadım, kahkahalar ata ata kısa bir sohbet çeviriverdiler.
- Salonda son kalanlar olarak dışarıya dökülmeye başladık, tam salon dışındaki büfenin orada Gordan Giricek'i görüverdim. Gordan nasılsın diye el sıkışıp selamlaşınca, gülerek sen de heryerdesin diye bana takılıverdi. Nasıl eğlendiniz mi dedim, evet çok güzel maçtı, bu salon inanılmazdı dedi büfeden birşey alan yabancı arkadaşı da yanına gelip, yanyana birbirimizi duyamıyorduk neredeyse dedi. Şimdi sırada ne var futbol maçına da gidiyormusunuz dedim, evet birşeyler yedikten sonra gitmek istiyoruz dedi. Seni takımdaki diğer oyuncularla salonlara maçlarımıza bekleriz, tekrar gelecekmisin deyince, keşke ama bilmiyorum, bazen bizim programda yoğun oluyor dedi. Dünkü voleybol maçındaki o sarışın arkadaşın galatasarayda oynayan ivana mıydı yoksa vesna mı deyince, yok ivana değil vesna'ydı, voleybolcu değil sadece bir arkadaş dedi. O esnada salondan çıkan taraftarlardan birkaç tanıdık beni kolumdan çekiştirip fotoğraf makinesini elime verdiler, onunla resim çektirdikten sonra söyle ona çok seviyoruz kendisini, erkek baskettede şampiyonluk istiyoruz diye tercüme etmemi istediler. Gordan'da onlara teşekkür edip, tamam şampiyon olcaz dedi. Ardından kendisine veda edip yanından ayrıldık.
- Üstüste 3 günde 4 maçın boğaz yorgunluğuyla haftayı tamamlayınca şimdi normal sesle konuşmakta bile zorluk çeker oldum. Üstüste maçların olduğu dönemde daha ilk günden aşırı yüklenmemek gerektiğini de ders olarak aldım.